Bu çok önemli fuarı Türkiye’den sadece The Vault Mag’den Melis Bayraktar takip etti.
12–15 Ekim tarihleri arasında Cannes’da, Palais des Festivals’de düzenlenen MIPCOM Cannes 2026, televizyon ve dijital içerik dünyasının önde gelen isimlerini bir araya getirirken sektörün geçirdiği dönüşümü de gözler önüne serdi. Dünyanın farklı ülkelerinden yayıncıları, yapım şirketlerini, dijital platformları, dağıtımcıları, içerik satın alma yöneticilerini ve yaratıcı profesyonelleri buluşturan organizasyon, yeni yapımların tanıtıldığı bir pazar olmanın ötesinde, küresel içerik endüstrisinin geleceğine ilişkin arayışların da merkezinde yer aldı. Fuarın kapanışında açıklanan verilere göre MIPCOM 2026, 104 ülkeden 10.100 sektör profesyonelini ağırladı; katılımcıların 3.150’sini içerik alıcıları oluşturdu. Bu uluslararası buluşma, güçlü hikâyeler üretmenin yanı sıra bu hikâyeleri doğru formatlarda geliştirmek, farklı coğrafyalara ulaştırmak ve uzun vadeli bir ticari değere dönüştürmek gerektiğini bir kez daha ortaya koydu.

Bu yılın gündeminde geleneksel televizyon yayıncılığı ile dijital platformlar arasındaki sınırların giderek belirsizleşmesi, yapay zekânın üretim süreçlerine etkisi, içerik üreticisi ekonomisinin büyümesi ve markalarla geliştirilen yeni eğlence projeleri vardı. MIPCOM programında yapay zekâ, içerik üretimi, dikey diziler ve mikrodrama pazarına ayrılan oturumlar, sektörün değişen izleme alışkanlıklarına nasıl yanıt aradığını gösterdi. Markalarla içerik dünyasını buluşturan yeni iş modelleri de ticari gündemin önemli başlıkları arasındaydı. Artık bir yapımın başarısı yalnızca televizyon reytingleri veya dijital izlenme rakamlarıyla değerlendirilmiyor; uluslararası satış potansiyeli, farklı kültürlere uyarlanabilirliği, hedef kitlesi ve uzun vadeli ticari değeri de önem taşıyor. Yaratıcılık ile ticari sürdürülebilirlik arasındaki denge, küresel içerik pazarının geleceğini şekillendiren temel konulardan biri hâline geliyor.
Mikrodrama ve Dikey Dizilerin Yükselişi
Bu dönüşümün en dikkat çekici başlıklarından biri, mikrodrama ve dikey dizilerin yükselişiydi. Akıllı telefon ekranlarında izlenmek üzere tasarlanan, kısa bölümlerle ilerleyen ve çoğunlukla 9:16 dikey görüntü formatını kullanan bu yapımlar, mobil tüketim alışkanlıklarının yaygınlaşmasıyla yeni bir içerik kategorisi oluşturuyor. Geleneksel televizyon dizilerinde karakterlerin gelişimi ve dramatik çatışmalar geniş bir zamana yayılırken mikrodramalarda izleyicinin dikkatini ilk saniyelerden itibaren yakalamak gerekiyor. Her bölümün yeni bir merak unsuru yaratması, hikâyenin temposunu koruması ve izleyiciyi bir sonraki bölüme taşıması, bu formatın temel dinamiklerini oluşturuyor. Çin’de büyük bir ekonomik hacme ulaşan mikrodrama modelinin Amerika’da ve diğer pazarlarda da gelişmesi, içerik dünyasında yalnızca hikâyelerin değil, anlatım ve tüketim biçimlerinin de değiştiğini gösteriyor.

Dikey dizilerin yükselişi, yalnızca görüntü formatında yapılan bir değişiklik olarak değerlendirilmiyor. Senaryo yazımından oyunculuk performansına, kamera kullanımından kurgu ritmine, bölüm sürelerinden dağıtım stratejilerine kadar üretim sürecinin tamamı bu yeni anlatım biçiminden etkileniyor. Hikâyenin kısa sürede kurulması, karakterlerin hızla tanıtılması ve dramatik gerilimin kesintisiz biçimde sürdürülmesi gerekiyor. Ancak kısa formatların büyümesi, uzun soluklu televizyon dizilerinin önemini ortadan kaldırmıyor. Aksine, farklı izleme alışkanlıklarına hitap eden yeni bir içerik ekonomisi doğuyor. Uzun soluklu diziler karakterlerle izleyici arasında güçlü bir duygusal bağ kurarken dikey diziler daha hızlı, yoğun ve hareketli bir anlatım sunuyor. Yapımcılar için asıl mesele, her projeyi aynı formata uyarlamak değil; hikâyenin doğasına, hedef kitlesine ve dağıtım stratejisine en uygun anlatım biçimini belirlemek.
Türkiye’nin Yeni İçerik Ekonomisindeki Yeri
Türkiye’nin bu yeni içerik ekonomisindeki yeri özellikle dikkat çekici. Güçlü dramatik çatışmaları, aile ilişkileri, aşk hikâyeleri ve karakter odaklı anlatımıyla uzun yıllardır uluslararası izleyiciye ulaşan Türk televizyon sektörü, bu birikimi yeni formatlara taşıyabilecek önemli bir yaratıcı kaynağa sahip. Inter Medya’nın MIPCOM 2026 kapsamında öne çıkardığı mikrodrama projeleri de Türkiye’nin bu alandaki girişimlerini yansıtıyordu. Şirketin uluslararası seçkisinde Black Sea, My Love ve Caged Love gibi projelerin yanı sıra farklı türlerde yapımlar da yer aldı. Rıza Kocaoğlu ve Büşra Pekin’in rol aldığı Konu Komşu ise Türkiye’nin oyunculuk ve hikâye anlatımı deneyimini dikey dizi formatıyla buluşturan örneklerden biri olarak dikkat çekti. Bu projeler, Türk yapım sektörünün geleneksel dizi üretimindeki deneyimini farklı ekranlara ve yeni izleme alışkanlıklarına uyarlama arayışını ortaya koyuyor.

Türkiye’nin uluslararası pazardaki gücü elbette yalnızca yeni formatlarla sınırlı değil. MIPCOM 2026’da Türkiye merkezli yayıncılar ve dağıtım şirketleri, güncel projelerini uluslararası alıcılara sunarken daha önce farklı ülkelerde izleyiciyle buluşmuş yapımlarını da kataloglarında değerlendirdi. Yeni projelerle geçmiş yıllarda uluslararası başarı elde etmiş dizilerin aynı portföylerde yer alması, Türk içeriklerinin küresel pazardaki sürekliliğini gösteriyor. ATV Distribution’ın fuarda öne çıkardığı Altı Üstü İstanbul (Different Lives), Güneşin Doğduğu Yer (Land of the Sun), Mercan Köşk (Villa Coral) ve A.B.İ., kanalın güncel uluslararası seçkisinin dikkat çeken yapımları arasındaydı. Kanal D International ise Daha 17, Haysiyet ve Güller ve Günahlar gibi projelerini uluslararası alıcılara sundu. İnci Taneleri, Veda Mektubu, Üç Kız Kardeş, Yalan, Zalim İstanbul, Siyah Beyaz Aşk, Aşk-ı Memnu ve Fatmagül’ün Suçu Ne? gibi yapımların kataloglarda yer alması da Türk dizilerinin uluslararası pazardaki geçmişiyle güncel üretimini aynı çatı altında buluşturdu.
Diğer dağıtım şirketlerinin seçkileri de Türkiye’nin içerik ihracatındaki çeşitliliğini ortaya koydu. OGM Universe, Ferda ve Deep in Love (Taşacak Bu Deniz) gibi projeleriyle öne çıkarken Calinos Entertainment’ın uluslararası portföyünde Love in the Ashes, Salted Love ve Ugly yer aldı. TRT Sales ise Marriage Is Beautiful ve One Thousand and One Nights gibi yapımlarla uluslararası pazardaki temsilini sürdürdü. Farklı şirketlerin katalogları, Türkiye’nin içerik ticaretinin birkaç popüler diziden ibaret olmadığını; farklı türlere, hedef kitlelere ve pazarlara yönelik geniş bir üretim ve dağıtım ağına dayandığını gösteriyor. Bununla birlikte, bir yapımın fuar kataloğunda bulunması ile fuar sırasında yeni bir satış anlaşması yapılması aynı anlama gelmiyor. Uluslararası başarıyı değerlendirirken bu ayrımı gözetmek, ticari sonuçları doğru okumak açısından önem taşıyor.

Bu dağıtım ağının önemli aktörlerinden biri de Ay Yapım ve Medyapım ortaklığıyla kurulan MADD Entertainment oldu. Kerem Çatay ve Fatih Aksoy’un liderliğini yaptığı iki köklü yapım şirketinin deneyimini uluslararası dağıtım alanına taşıyan MADD Entertainment, Türk dizilerinin farklı ülkelerdeki yayıncılara ve dijital platformlara ulaşmasında rol üstleniyor. MIPCOM 2026 kapsamında öne çıkan seçkisinde Shadows of Love, Vanity, In Love Probably, The Life She Built ve Far Away gibi yapımların da bulunması, Türk içeriklerinin küresel pazarda farklı türler ve izleyici beklentileri doğrultusunda konumlandırıldığını gösterdi. Ay Yapım ve Medyapım’ın yıllar içinde geliştirdiği yapım deneyimi ile uluslararası dağıtım faaliyetlerini bir araya getiren bu yapı, Türk dizilerinin dünya pazarındaki yolculuğunda üretim kadar dağıtımın ve doğru iş ortaklıklarının da önemini hatırlatıyor.

Cannes’da Türk Oyuncular
Cannes’da Türk yapımlarının görünürlüğü, oyuncuların tanıtım çalışmalarındaki varlığıyla da güçlendi. atv’nin uluslararası seçkisinde yer alan Altı Üstü İstanbul dizisinin oyuncuları Rahimcan Kapkap ve Elçin Zehra İrem, projeyi uluslararası sektör temsilcilerine tanıttı. Burak Özçivit de Güneşin Doğduğu Yer projesiyle fuarın öne çıkan isimleri arasındaydı. Oyuncuların projelerin tanıtımında aktif rol alması, uluslararası pazarlarda yapımların kimliğini güçlendiren unsurlardan biri. Bir dizinin farklı ülkelerde nasıl konumlandırılacağı değerlendirilirken oyuncu kadrosunun bilinirliği kadar hikâyenin niteliği, yaratıcı ekibin yaklaşımı ve projenin hedef pazarlara nasıl sunulduğu da belirleyici oluyor. Cannes’da kurulan ilişkiler bu nedenle yalnızca mevcut yapımların tanıtımına değil, gelecekteki iş birliklerine de zemin hazırlıyor.

Şapkacı Kadınlar’a MBC Group’tan Ön Satış
Türk oyuncular arasında Pınar Deniz ve Selahattin Paşalı da MIPCOM’un dikkat çeken isimleri arasındaydı. O3 Medya imzalı Şapkacı Kadınlar (The Hatmaker), oyuncu kadrosunun yanı sıra uluslararası pazarda elde ettiği ticari gelişmeyle de öne çıktı. Uluslararası dağıtımını Eccho Rights’ın üstlendiği dizi için MIPCOM’un ilk gününde MBC Group ile ön satış anlaşması yapılması, fuarın Türkiye açısından önemli gelişmelerinden biri oldu. MBC Group’un yapımı MENA bölgesindeki yayın kanalları ve Shahid platformu için satın alması, Türk dizilerinin uluslararası erişimini genişleten adımlardan biri olarak öne çıktı. O3 Medya yöneticisi Saner Ayar’ın da katıldığı süreç, güçlü projelerin henüz üretim aşamasındayken uluslararası alıcılardan ilgi görebildiğini gösterdi. Bu tür anlaşmalar, bir yapımın yalnızca tamamlandıktan sonra değil, daha geliştirme ve üretim sürecindeyken de farklı pazarlarda karşılık bulabileceğini ortaya koyuyor.
MIPCOM Cannes 2026, Türk medya ve yapım dünyasının önde gelen isimlerini uluslararası içerik endüstrisinin merkezinde buluşturdu. Ali Koç’un da Cannes’da bulunması dikkat çekerken Acun Ilıcalı, Exxen ve Acunmedya bünyesindeki faaliyetleriyle Türkiye’nin dijital yayıncılık ve uluslararası format üretimindeki varlığını temsil etti.
Yaratıcı İsimler ve Kadın Yönetmenler
Cannes’daki buluşmaların bir başka boyutunu ise yaratıcı isimlerin uluslararası alandaki görünürlüğü oluşturdu. Yönetmenler Burcu Alptekin ve Merve Çolak’ın menajerleri Rezzan Çankır ile birlikte Cannes’da bulunmaları, Türk yaratıcılarının uluslararası meslek çevreleriyle kurduğu ilişkiler açısından dikkat çekiciydi. Majestic Hotel’de düzenlenen Women in Global Entertainment Lunch, kadınların uluslararası eğlence sektöründeki yerini ve yaratıcı karar süreçlerine katılımını odağına alan buluşmalardan biriydi. Burcu Alptekin ve Merve Çolak’ın öğle yemeği sırasında Amerikalı Netflix yapımcılarından tebrik ve takdir görmesi, iki yönetmenin çalışmalarına gösterilen ilginin anlamlı bir örneğiydi. Yemek sonrasında devam eden sohbetlerde de kadın yönetmenlerin uluslararası projelerde daha fazla yer alması ve yaratıcı süreçlerde daha etkin roller üstlenmesi konusu gündeme geldi. Bir yapımın kendine özgü anlatım dilini belirleyen yalnızca senaryosu ya da oyuncu kadrosu değil; yönetmenin görsel dünyası, hikâyeye yaklaşımı ve oyuncularla kurduğu yaratıcı ilişki de işin karakterini şekillendiriyor. Bu nedenle yaratıcı isimlerin uluslararası alanda tanınması sektörün gelişimi açısından ayrı bir önem taşıyor.

Cannes Geceleri: Majestic ve Le Speakeasy
MIPCOM’un profesyonel gündemi kadar sosyal atmosferi de Cannes’daki buluşmanın önemli bir parçasını oluşturdu. 12 Ekim akşamı Merzigo ve YouTube iş birliğiyle Hôtel Barrière Le Majestic Cannes’da düzenlenen Merzigo x YouTube x MIPCOM Cannes Opening Night Party, uluslararası içerik endüstrisinin temsilcilerini bir araya getirdi. Televizyon, dijital yayıncılık, teknoloji ve içerik üreticisi ekonomisinin kesiştiği bu buluşma, sektörde yeni iş birliklerinin ve farklı iş modellerinin giderek daha fazla önem kazandığı bir dönemin atmosferini yansıtıyordu. İçerik dünyasının farklı alanlarından profesyonellerin aynı ortamda buluşması, MIPCOM’un ticari görüşmelerin yanı sıra fikir alışverişini ve yeni bağlantıları teşvik eden yapısını tamamladı.

Gecenin ilerleyen saatlerinde Cannes’daki Türk sektör temsilcileri ve konuklar Le Speakeasy’de bir araya geldi. Türkçe müzik eşliğinde devam eden buluşma, fuarın yoğun iş temposu içinde farklı şirketlerden, yapım ekiplerinden ve medya çevrelerinden isimlerin sohbet ettiği, tanıştığı ve birlikte keyifli vakit geçirdiği samimi bir atmosfere dönüştü. Uluslararası bir içerik pazarında yeni iş bağlantıları kurmak kadar, aynı sektörde çalışan insanların iletişimlerini güçlendirmeleri ve deneyimlerini paylaşmaları da değer taşıyor. Cannes’da Türkçe şarkılar eşliğinde bir araya gelen konuklar, profesyonel rekabetin yanında ortak bir kültürü paylaşmanın yarattığı yakınlığı da yaşadı. Bu buluşma, Türkiye’nin uluslararası içerik dünyasındaki varlığının yalnızca kataloglar, satış görüşmeleri ve yapım anlaşmalarıyla sınırlı olmadığını; insan ilişkileri, dayanışma ve ortak bir yaratıcı kültür üzerinden de güçlendiğini hatırlattı.

MIPCOM Cannes 2026’dan geriye, değişen bir sektörün hareketliliği kadar Türkiye’nin bu büyük tablonun içindeki yeri de kalıyor. Dünya televizyon endüstrisi yeni izleyiciler, yeni anlatım biçimleri ve yeni iş modelleri ararken Türkiye, yıllar içinde oluşturduğu yapım deneyimi ve hikâye anlatma gücüyle uluslararası rekabette kendine sağlam bir yer edindi. Ancak bu konumun geleceği, geçmişte kazanılan başarıların ötesine geçebilmekle şekillenecek. Yeni kuşak izleyicileri anlayan, farklı platformların diline uyum sağlayan, yaratıcılarını uluslararası alanda destekleyen ve hikâyelerini doğru iş ortaklarıyla buluşturan bir sektör, sahip olduğu potansiyeli çok daha ileri taşıyabilir.
The Vault Mag sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.